Uzun yaşamın temelinde sağlıklı damar yapısının yattığını belirten Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kerim Güler, vücuttaki tüm kan ve lenf damarlarının iç yüzeyini kaplayan endotel tabakasının, günümüzde bir organ olarak değerlendirildiğini vurguladı.
Damar Sağlığı Hayati Öneme Sahip
Yaklaşık 1,5 kilogram ağırlığında olan ve açıldığında 800 metrekarelik bir yüzeye ulaşabilen endotel, vücutta en büyük organlardan biri olarak tanımlanıyor. Prof. Dr. Güler, tüm organların damar sağlığından etkilendiğini ve kalp, beyin, böbrek gibi hayati organların bu etkileri çok daha hızlı bir şekilde gösterdiğini belirtti.
Küçük Tıkanıklıklar Büyük Riskler Taşır
Diyabet, sigara kullanımı ve hipertansiyonun damar yapısına zarar verdiğini ifade eden Prof. Dr. Güler, damar sağlığının korunmasının son derece önemli olduğunu dile getirdi. Organların sağlıklı bir şekilde çalışabilmesi için kan akışının düzenli ve kesintisiz olması gerektiğini belirten Güler, damarlarda meydana gelebilecek en küçük tıkanıklıkların dahi önemli sağlık problemlerine yol açabileceğine dikkat çekti. Hipertansiyon, diyabet, sigara kullanımı, obezite ve hareketsiz yaşam gibi faktörlerin başlıca risk unsurları olduğunu vurgulayan Güler, bu unsurların sıklıkla bir arada görüldüğünü ve organ hasarı riskini artırdığını söyledi.
Yaşlanma Kontrol Altında Tutulabilir
Prof. Dr. Güler, yaşlanmayı etkileyen birçok faktörün kontrol edilebilir olduğunu dile getirerek, diyabetin tedavi edilebildiğini, lipid seviyelerinin düşürülebileceğini, sigaranın bırakılabileceğini ve hipertansiyonun kontrol altına alınabileceğini ifade etti. Güler, “Bir bireyin yaşı, yalnızca kronolojik olarak değil, damarsal yaşıyla ölçülmelidir.” diyerek, uzun yaşamın ancak endotelin korunmasıyla mümkün olduğuna vurgu yaptı.
Kalp Hastalıkları En Önemli Tehdit
Damar sağlığı üzerindeki inflamasyon etkilerine dikkat çeken Güler, serbest radikallerin artışı ve fiziksel hareketsizliğin bu durumu daha da kötüleştirdiğini belirtti. Obezitenin dünya genelinde önemli bir sağlık sorunu haline geldiğini altını çizen Güler, Lancet dergisinde yayımlanan bir araştırmaya atıfta bulunarak, obezitenin 1990 yılında 16. sırada bulunurken, 2017’de en üst sıraya yükseldiğini ifade etti. Türkiye’de her gün 345 kişinin kalp krizi nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirten Güler, bu ölümlerin büyük bir kısmının önlenebilir risk faktörleriyle bağlantılı olduğunu açıkladı.
Risklerin Artışı
Prof. Dr. Güler, diyabet, hipertansiyon ve yüksek LDL kolesterolün bir arada görülmesinin risk oranını 20 kat artırdığını, obezitenin bu duruma eklenmesiyle riskin 60 katına çıktığını belirtti. “Obezite, bu risk faktörlerinin merkezinde yer alıyor.” diyen Güler, kilo kontrolünün diğer sağlık risklerini doğrudan etkilediğini vurguladı.
Türkiye’de Durum İç Açıcı Değil
Türkiye’de hipertansiyonun kontrolünde başarısızlık oranının yüzde 46 olduğunu belirten Güler, bu oranla Avrupa’nın gerisinde kalındığını ifade etti. 2035 yılı itibarıyla dünya genelinde 650 milyon kişinin diyabetli olmasının beklendiğini söyleyen Güler, Türkiye’de her 100 kişiden 65’inin hedeflenen kan şekeri seviyelerine ulaşamadığını belirtti.
Prediyabetin Önemi
Prediyabetin erken müdahale için kritik bir aşama olduğunu belirten Prof. Dr. Güler, kan şekeri seviyesinin 100’ün üzerine çıkması durumunda mutlaka önlem alınması gerektiğini vurguladı. Prediyabet, diyabet ve obezite arasındaki güçlü ilişkiye de dikkat çeken Güler, vücut kitle indeksinin 35’in üzerinde olan bireylerde ek risk faktörlerinin bulunmasının metabolik sendrom anlamına geldiğini açıkladı.
Küresel Sağlık Tehdidi
Araştırmalara göre, 2030 yılında dünya genelinde yetişkinlerin yüzde 50’sinin yüksek vücut kitle indeksine sahip olmasının beklendiğini ifade eden Güler, bu durumun yaklaşık 3 milyar kişiyi etkileyebileceğini belirtti. Bu nedenle, sağlıklı damar yapısının korunması ve risk faktörlerinin kontrol altına alınması, uzun yaşam için hayati bir gereklilik olarak öne çıkıyor.